Gonca Kocabaş / Milliyet.com.tr – Bugün Türkiye’de omurilik felçlilerinin hak mücadelesi denildiğinde akla gelen ilk isimlerden biri olan Semra Çetinkaya, hayat hikayesini tüm açıklığıyla anlattı. Onun anlattıkları sadece bir yaşam öyküsü değil, umut, direnç, sevgi ve yeniden ayağa kalkmanın mümkün olduğunu gösteren güçlü bir insanlık dersi, niteliğinde. “Pek çok kişi beni omurilik felçlilerinin hakları için verdiğim mücadeleyle, yıllarca yürüttüğüm sosyal sorumluluk projeleriyle ya da yaptığım farkındalık çalışmalarıyla tanıyor”diyen Semra, “Ama ben kendimi tanımlarken önce şunu söylüyorum; ben hayatın bana verdiği her sınavı, başkalarının hayatına umut olabilmek için değerlendirmeye çalışan bir insanım.
Hayatımın en büyük öğretmeni anneannemdi. Yedi aylık dünyaya gelmişim. Annem ve babam çalıştıkları için beni anneannem büyüttü. Bugün sahip olduğum değerlerin, hayata bakış açımın ve insan sevgimin temelinde onun bana öğrettikleri var. Anneannem bana hep, ‘Kızım, sana birisi derdiyle geldiği zaman onu dinle olur mu?
O önce Allah’a gitmiştir. Allah onu sana gönderdi’derdi” şeklinde konuştu. ‘HAYATIN BİZE KESECEĞİ FATURADAN HABERİMİZ YOKMUŞ’ 13 Nisan 1994 yılında geçirdiği kazada 32 yaşında genç bir iş kadını olan Semra, “İstanbul’un başarılı sigorta acentelerinden birine sahiptim.
İşimi çok seviyordum. Adana’da bulunan üç büyük fabrikanın sigortasını yapacaktım. Bir hafta önce uçakla Adana’ya gitmiş, gerekli görüşmeleri tamamlayıp İstanbul’a dönmüştüm. Aradan bir hafta geçmeden tekrar aradılar. ‘Semra Hanım, ekspert sizi bekliyor. Tekrar Adana’ya gelebilir misiniz?’ dediler.
Hemen uçak bileti almaya gittim. Ancak bütün uçakların grev nedeniyle iptal edildiğini öğrendim. Aslında yolculuğu ertelemeyi düşündüm. Fakat bana, “Arabayla gidin. Toroslar şu mevsimde çok güzeldir, geze geze gidersiniz’ dediler. Biz de yola çıktık. Aracı rahmetli arkadaşım Ayhan kullanıyordu.
Yolculuğumuz çok güzel geçiyordu. Bir ara başımı kaldırdığımda otobanda ‘Adana – Mersin’ tabelasını gördüm. Büyük bir heyecanla şirketimi araç telefonuyla arayıp ‘Arkadaşlar merak etmeyin, biz vardık’ dedim” dedi ve ekledi: Alıntı Metni Mimar Sinan’ın mektubunda yazıyor!
Sırrını caminin temeline mi sakladı: ‘Kıyamete kadar yıkılmaz’ ‘BEN NE ZAMAN AYAĞA KALKIP YÜRÜYECEĞİM’ Adana Devlet Hastanesi’nde acil ameliyata alındığını söyleyen Semra, “Omuriliğime batan kemik parçaları temizlenmiş ancak omurgamı sabitlemesi gereken platinler hastanede bulunmadığı için ameliyat tamamlanamamış.
Benim çok değer verdiğim hocam, aynı zamanda sigorta müşterim olan Prof. Dr. Azmi Hamzaoğlu durumu öğrenince epikriz raporumu istemiş. ‘Semra’nın tekrar ameliyat olması gerekiyor. Platin takılmazsa dik oturamaz’ demiş. Hocam ikinci ameliyatımı yaptı ve yoğun bakım sürecim başladı.
Sonradan anlattıklarına göre yoğun bakımda ara ara gözlerimi açıyor ve sürekli, ‘Benim bacaklarıma ne oldu? Neden hissetmiyorum?’ diye soruyormuşum. Bana gerçeği söylemeye kıyamamışlar. Yoğun bakımdan servise çıktığım günü ise çok net hatırlıyorum. Hocam ilk viziteye geldiğinde ona tek bir soru sordum.’ Ben ne zaman ayağa kalkıp, yürüyeceğim?’ Hocam yatağımın kenarına oturdu.
Gözleri doluydu. ‘Semra, sen çok ağır bir kaza geçirdin. Omurgan kırıldı, omuriliğin hasar gördü. Omurilik yaralanmaları maalesef bu kadar kolay düzelmiyor. Yeniden yürüme ihtimalin yüzde bir’ dedi. Ardından ikinci soru olarak Ayhan’ı sordum. Kaybettiğimizi söyleyince, işte o an dünya başıma yıkıldı. ‘Allahım, keşke ben de ölseydim’ dediğimi hatırlıyorum.
Ama bugün geriye dönüp baktığımda o gün aslında hayatım bitmedi. O gün, binlerce insanın hayatına dokunacağım ikinci hayatım başladı” ifadelerine yer verdi. “O dönemde beni hayata bağlayan tek bir şey yoktu”diyen Semra, “Birbirine sımsıkı bağlı birçok neden vardı.
Ama hepsinin merkezinde iki küçük çocuk duruyordu. Kaza geçirdiğimde oğlum Tolgay ve kızım Tuğba daha çok küçüktü. Hastanede gözümü her açtığımda aklıma önce onlar geliyordu. Kendim için değil, onlar için ayağa kalkmak istiyordum. Hayatım boyunca hep üretmeyi seven bir insandım.
Bir gün hastane odasında kendi kendime şöyle dedim: ‘Semra, ya bu yatakta oturup kaybettiklerini sayacaksın ya da elinde kalanlarla yeniden bir hayat kuracaksın.’ İşte benim gerçek rehabilitasyonum o gün başladı. Elbette çok zor günler yaşadım. Herkes odadan çıktıktan sonra yastığımı gözyaşlarımla ıslattığım günler oldu.
Ama ağladığım kadar düşündüm de. Ben elimde kalanlara tutunmayı seçtim. Kendi kendime hep şunu söyledim: ‘Eğer ben bu acıyı yaşadıysam, bunun bir anlamı olmalı.’ İşte o düşünce beni sosyal sorumluluk çalışmalarına yönlendirdi. Önce ilk yardım eğitimleri, sonra ‘İlk Yardımı Bilmiyorsan Dokunma’ projesi, ardından ‘Emniyet Kemeri Hayat Kurtarır’ seminerleri, akran danışmanlığı, erişilebilirlik mücadeleleri” ifadelerine yer verdi. ‘KAZADAN ÖNCE NASIL GİYİNİYORSAM YİNE ÖYLE GİYİNDİM’ “Ben bugün tekerlekli sandalyede yaşıyorsam, bunun iki önemli nedeni var”diyen Semra, “Birincisi emniyet kemeri takmamış olmamız.
İkincisi ise olay yerinde iyi niyetle ama bilinçsiz yapılan ilk yardım. Bir trafik kazası bir saniyede olur ama sonucu bir ömür sürer. Ben bunu yaşayarak öğrendim. 27 yıl boyunca binlerce insanın hayatına tanıklık ettim. Her biri bana ayrı bir şey öğretti. Yıllardır hastanelere gidiyorum.
Çoğunun gözlerinde aynı soruyu gördüm. ‘Ben şimdi ne yapacağım?’ İlk günlerde kimse geleceği duymak istemiyor. Çünkü acısı çok taze. Ben de bunu yaşadım ve onlara hepsini anlatıyorum. Doktorların bana yüzde bir ihtimal verdiğini, çocuklarımla yeniden hayata tutunmaya çalıştığımı, yıllarca mücadele ettiğimi, kanseri, beyin kanamasını.
Hepsini anlatıyorum. Şunu bilmenizi isterim ki, bugün yaşadığın acı, ömrünün geri kalanını tanımlamak zorunda değil. Kendine biraz zaman ver. Bir gün sen de dönüp bugüne bakacak ve ‘İyi ki vazgeçmemişim.’ diyeceksin. Ben buna defalarca şahit oldum” bilgisini paylaştı ve ekledi Alıntı Metni Ev ve araç alacakları ilgilendiriyor: Tasarruf finansmanında yeni dönem!
Vatandaşı nasıl etkileyecek? ‘İLK TABAĞI YIKADIĞIM ANI HİÇ UNUTAMIYORUM’ “Kaza geçirdiğimde 32 yaşındaydım. Kızım Tuğba 11, oğlum Tolgay ise sadece 9 yaşındaydı”diyen Semra, “O gün aslında çocuklarım çocukluklarını bıraktılar. Bir anda benim annem ve babam olmak zorunda kaldılar.
Çevremde çok insan vardı. Zamanla herkes kendi hayatına döndü. En son annem kaldı yanımda. O da gün geçtikçe yoruluyordu. ‘Kızım, eşyalarını sat. Gel bizim yanımıza. Sana biz bakalım’ dedi. Belki birçok insan bu teklifi hiç düşünmeden kabul ederdi. Ama bu bana göre değildi.
Bu mücadeleyi çocuklarımla birlikte tek başıma vermek istiyordum. Kızımdan tencereyi, soğanı ve rendeyi getirmesini rica ettim ve böylece 3 kişilik hayatımıza başladık. Üçümüz de aslında ne yaptığımızı bilmiyorduk. Sadece hayata tutunmaya çalışıyorduk. Ama itiraf etmeliyim ki o günlerde çok zor bir insandım.
Çocuklar bir şeyi yapamadığında öfkeleniyordum. Aslında onlara değil, çaresizliğime kızıyordum. Elime ne geçerse onlara fırlatıyor, ‘Yapamıyorsunuz, bu iş böyle nasıl olacak’ diye bağırıyordum” ifadelerine yer verdi. “Ben çocuklarımdan çocuk olmalarını istemeyi unutmuştum”diyen Semra, “O gün bir karar verdim.
Mükemmel olamayabilirdim. Ama yeniden anne olabilirdim. Bir süre sonra ilk tekerlekli sandalyem geldi. En büyük hayalim mutfağıma yeniden girebilmekti. Aylar sonra mutfağıma ilk kez girdiğimde gördüğüm manzarayı hiç unutamam. Sanki mutfağın içinden fay hattı geçmişti.
Her şey birbirine karışmıştı. Lavabonun altındaki dolabın kapağını açtım. Tekerlekli sandalyemle olabildiğince yaklaştım. Bulaşıkları tek tek önüme koydular. İlk tabağı yıkadığım anı bugün bile unutamıyorum. O kadar mutlu olmuştum ki. Eskiden bulaşık yıkamaya üşenen ben, o gün dünyanın en mutlu insanıydım.
Çünkü yeniden kendi başıma bir şeyi başarabilmiştim. İşte o gün yeniden anne olduğumu hissettim” şeklinde konuştu. ‘BU YOLCULUKTA BAZEN GÜLECEK BAZEN AĞLAYACAKSIN’ Kazadan önceki Semra’ya bir mektup yazabilseniz ona neler söylerdiniz diye sorduğumuzda, “Aslında bu mektuba 32 yaşındaki kendime değil, önce yedi yaşındaki Semra’ya sarılarak başlamak isterdim.
Sana sımsıkı sarılır, saçlarını okşar ve seni çok ama çok sevdiğimi söylemek isterim. Önünde upuzun bir yolculuk var. Bu yolculukta bazen çok güleceksin, bazen de çok ağlayacaksın. Ama ne olursa olsun şunu unutma. Hayat bir salıncak gibidir. Bazen en yukarı çıkarsın, bazen de en aşağı inersin.
Önemli olan salıncağın hangi noktasında olduğun değil, her düştüğünde yeniden tutunabilmendir. Kaza sonrası yürüyemeyeceksin. İki çocuğun sana annelik yapacak. Bir bardak su için bile başkasına ihtiyaç duyacaksın. Hayat sana sadece trafik kazasını yaşatmayacak. Kanser olacaksın, mesanen alınacak.
Beyin kanaması geçireceksin. Defalarca sınanacaksın. Ama her sınavdan sonra başka bir Semra doğacak. Binlerce insanın elinden tutacaksın. Çaresiz annelerin duası olacaksın. Yeni omurilik felci olmuş insanların ilk umudu olacaksın. Bakım merkezleri kurulmasına öncülük edeceksin.
Kanser hastalarının sesi olacaksın. TEDx sahnesinde milyonlara sesleneceksin” dedi ve sözlerini şöyle sonlandırdı: Alıntı Metni Mekke’den dünyaya mesaj Hafta sonu planı yapanlar dikkat! Meteoroloji yeni haritayla uyardı